Herkesin takip ettiği bir YouTuber olmak, günümüzde pek çok gencin arzu ettiği faaliyetlerden biri. Ancak özellikle bugünlerde YouTube’un popüler yayıncılarından biri olabilmek, bunun hayalini kurnak kadar kolay olmuyor. Bu alanda tutunabilmek için özel bir prodüksiyona ve özgün bir yapıya sahip olmak son derece önemli. Hatta çoğu zaman, sırf takipçi toplayabilmek için akıl ve mantık sınırlarını zorlayan olaylara şahit olabiliyoruz. Örneğin, geçtiğimiz günlerde popüler bir YouTuber olmak isteyen bir vatandaşımız, sahte bir bomba düzeneği ile sokağa çıkınca az daha polis tarafından vurulup canından oluyordu.

Bu yazının konusu bir YouTube fenomeni olmak değil elbette. Bu makalede, ünlü bir YouTuber olabilmek için bunca emek harcayan insanlar arasından, tamamen sade ve rutin yaşantısı ile sıyrılan birinden, Banu Berberoğlu ve onun bu “başarısının” altında yatan sosyolojik nedenlerden bahsedeceğiz.

Ve YouTube, Banu Berberoğlu’nu Yarattı!

Pek çoğunuzun bildiği üzere Banu Berberoğlu, sade yaşantısı ve alışılmışın aksine gösterişsiz alışkanlıkları ile önce YouTube’da ardından sosyal medyada bir anda popüler oldu. Kendisini takdir edenler, videolarını beğenenler, hatta izlerken hipnotize olduğunu iddia edenler oldu. Buna karşın, videolarının “rezillikten” ve “saçmalıktan” ibaret olduğunu dile getiren sert bir kesim de karşı safta yerini aldı. Kısacası herkesin kendine göre bir geri bildirimi oldu ama nedense kimse, şu soruyu sorma ihtiyacı duymadı; dikkat çekici hiç bir unsur barındırmamasına rağmen, Banu’nun videoları neden bu kadar popüler oldu?

Banu ve Mehmet'in iletişimi

Paylaştıkları sade yaşam tarzı ve kendilerine has iletişimleri ile Banu ve Mehmet, sosyal medyanın en çok konuşulan çiftleri arasına girdi.

Bizler, genellikle sosyal medyayı üç ana nedenle kullanıyoruz; güncel ve anlık bilgiye ulaşmak, mizah ve eğlence ihtiyacımızı gidermek ve hayalini kurduğumuz hayatı yaşayanları (ya da yaşadığı var sayılanları) takip ederek bir nevi ego tatmini sağlamak. Bu üç ana başlığın kimi zaman öznesi, kimi zaman ise takipçisi olarak bu döngünün devam etmesine katkıda bulunuyoruz. Bu açıdan baktığımızda Banu’nun YouTube’taki faaliyeti, yani videolarının konu ve unsurları, sosyal medyanın alışılagelen kullanımına aykırı bir nitelik taşıyor. Daha da önemlisi bu karşıtlık, toplumsal bir aykırılığın aksine, toplumun büyük bir kesiminin hayatında en az bir kez uyguladığı aksiyonları barındırıyor.

Tercih ve Alışkanlıklarınızı Hiç Dışarıdan İzlediniz Mi?

Konuyu bir örnek ile daha açık hale getireyim;  hepimiz, hayatımızda en az bir kez perakende marketi BİM’in kapısından içeri girdik. Alışveriş de yaptık. Ama hiç birimiz, burada satılan, muhtemelen adını kimsenin hatırlamayacağı Ice Tea’yi ya da meşhur “çilekli Link”i deneyimlediğimizi dış dünya ile paylaşamadık. Çünkü bu ürünler, Starbucks‘ın belirli dönemlerde ürettiği bir Pumpkin Spice Latte değildi. Keza üretimleri de sınırlı değildi. Hiç bir niteliği yoktu. Satın aldığınız ya da tükettiğiniz yerde, önünde Macbook‘u ile maillerini kontrol eden “elit” bir profile rastlamanız ise neredeyse imkansızdı. Özendiğimiz, ait olduğumuzu hissettiğimiz ve kabul görmeyi içten içe arzuladığımız bir ortamın tamamen karşıt konsepti içerisinde takipçilerimize doğal bir kesit sunmak, sosyal statümüze darbe vurmak anlamına gelirdi.

İşte Banu Berberoğlu videolarının aynı anda hem bu kadar sevilip hem de antipatiyle karşılamasının temel nedeni buydu. O, hiç bir statüsel kaygı barındırmadan yaşadığı standart hayat enstrümanlarıyla hayatımıza dahil oldu. Bu nedenle insanların bir bölümü, aslında kendilerinin de yaptığı ancak bir şekilde dile getirmeyi ve paylaşmayı tercih etmediği davranışlar dizinini Banu’nun videolarında gördü.  Başka bir deyişle bu insanlar, aslında kendilerinin de uyguladığı, popüler kültür tarafından önemsiz ve niteliksiz bulunan eylemleri Banu’nun videolarında keşfederek bir bakıma kendilerini dışarıdan inceleme imkanı buldu.

Banu Berberoğlu’nun Vlogları Neden Bağımlılık Yarattı?

Keskin bir neden – sonuç ilişkisi kurmamak ile birlikte bu durumu, bilişsel nöropsikoloji alanında halen araştırmaları sürdürülen ayna nöron prensibi ile bağdaştırmak mümkün olabilir. Temel anlamda ayna nöron prensibi, 1990lı yıllarda İtalya’da Parma Üniversitesi’nden Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibinin ortaya çıkardığı, insan ve hayvan beynindeki taklit ve empati bulgularına dayanmaktadır. İlk olarak maymunlar üzerinde tespit edilen bu durum, temelde bir canlının başka birinin eylemini gördüğünde ya da anımsadığında, eylemi tıpkı kendi yapmış gibi beyin fonksiyonlarının bu duruma tepki vermesini anlamına gelir. Özellikle bebeklerin, insanların jest ve mimiklerini taklit etmesi gibi pek çok durumun, ayna nöronun bir sonucu olduğu düşünülmektedir.

Bu prensipten yararlanan şirketlerin ya da yapımların olduğunu söylemek de mümkün., Toplumun pek çok ortak özelliğini içinde barındıran bir film ya da dizi karakterinin, izleyiciler tarafından klasik tabirle “içimizden biri” olarak kabul edilmesi ile duygusal etkileşim arttırılabilir. Bu da sergilenen rolün ve senaryonun daha gerçekçi bir niteliğe bürünmesi ve yapımın daha yoğun bir ilgiyle takip edilmesi anlamına gelir. Bu ve bunun gibi pek çok örneği, dikkatli bir şekilde gözlemlediğimizde ürün ve marka pazarlama faaliyetlerinde tercih edildiğini görebiliriz. Yukarıda belirttiğim “videoda kendini görme  ve bu nedenle Banu’nun videolarına dikkat kesilme” durumu, gelecekte elde edilecek daha net bilgilerle birlikte bu prensip çerçevesinde açıklanabilir.

Özetlemek gerekirse Banu Berberoğlu ve videoları, sıklıkla gördüğümüz sosyal medyadaki gösteriş bulutunun arasından, doğallık ve saflığı ile sıyrılarak hayatımıza girdi. Bu yalınlık ve sadelik, insanların ya rutin olarak ya da belirli dönemlerde yaptığı, paylaşmaya gerek duymadığı olağan davranışların gözler önüne serilmesini sağladı. Bu durum; marjinallikten uzak, standart bir hayat yaşayanların zaman zaman ya da sürekli olarak yaptıkları tercihleri dışarıdan görmelerine olanak tanıdı. Bu eylemleri paylaşmayı anlamsız bulan, aşırı sadelik ve gereksiz detay karşıtı bir kitle ise bu vloglar ile ilgili olumsuz bir tavır sergilemeyi tercih etti.

Bana soracak olursanız; hayatımıza dair çok küçük bir an için bile olsa, aslında Banu bizdik. Ve yine bir an hepimiz, benliğimizin kalıpları içerisinde kaybolan gerçek saf ve temiz duyguları bulma umuduna düştük. Banu bu yüzden popüler, biz de bu yüzden “hipnotize” olduk.

Bunu çevrenizle paylaşmak ister misiniz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginç ve yeni ne var? İlk siz öğrenin!