Her yılbaşı zamanı ülkemizde mutlaka, yeni yılı karşılamanın kültürümüze uygun olup olmadığı konusunda tartışmalar yaşanır. Sokaklarda bildiri dağıtan ve yeni yılın gelişini kutlamanın din, örf ve adetlerimize aykırı olduğunu söyleyen gruplar, bu dönemde “Müslüman Noel kutlamaz!”  jargonuyla ve genellikle şiddet eğilimleri ile, insanlara rahatsızlık verme boyutuna varan propagandalar yaparlar. Yeni yılın ilk günleri itibariyle ise bu grubu pek göz önünde göremezsiniz, bir anda ortadan kaybolurlar. Burada ilginç olan şey; savunulan bir argümanın dayatma seviyesinde ön plana çıkarılmasından çok, inanç ve dogma arasındaki farkın özellikle Müslüman toplumlarda yeterince belirgin olmaması. Zira bu görüş; bir kalıp olmaktan ziyade bir inanç meselesi olsaydı, içinde farklılıklar barındıran bu kavrama önce saygı gösterilmesi, sonra da neden – sonuç ilişkisi çerçevesinde derinlemesine araştırılması gerekirdi.

Almanya’da kaldığım süre içerisinde toplumun sosyal, kültürel ve dini yaşantılarından kesitlere tanık oluyorum. Hristiyanların özel bayramı olarak kabul edilen Christmas hazırlıklarını da bu çerçevede gözlemleme inkanı buldum ve bu noktada, ülkemiz insanının her yıl belirli bir süre tartışma konusu haline getirerek zaman kaybetmeye doyamadığı “Noel’i mi yoksa yeni yıli mı kutladığımıza”, belki de bu tartışmanın seyrini değiştirebilecek bir perspektiften bakabilme imkanı buldum ve kendime şu soruyu sordum; “Acaba Hristiyanlar, Noel’i gerçekten kutluyorlar mı?”

Berlin'de yeni yıl

Berlin, festival alanları ve pazarlar kurularak, özel alanlar ışıklndırılarak yeni yılı karşılamaya hazırlanıyor.

Berlin‘de yeni yıl hazırlıkları Kasım ayının son haftasından itibaren başladı. Girdiğiniz her sokakta, gezdiğiniz her alışveriş merkezinde, evlerde, hatta okullarda bile yılbaşı hazırlıklarını görebilirdiniz. Tepeden tırnağa süslenmiş suni çam ağaçları, rengarenk ışıklar ve çeşitli bahçe süslemeleri ile herkes 2018’i karşılamaya hazırlanıyordu. Peki içerisinde bulunduğum bölgede yeni yıla girmeye hazırlanan binlerce kişi, tüm bu süsleme ve peyzajı herhangi bir şekilde dini bir anlam ya da gereklilik üzerine mi yapıyordu? Hazır olun, bu noktada işler değişmeye başlıyor.

Fakültede yaklaşık 30 dakika ders işlenmesinin ardından uluslararası işletme dersi profesörü; “Arkadaşlar hepimiz kafa olarak yeni yıl tatiline girmiş gibiyiz. O halde dersi uzatmanın pek bir anlamı yok. Haydi yanınızda yiyecek içecek ne varsa çıkarın ve Christmas kutlamalarına başlayalım!” dedi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; bir Alman’ın, kendi iş planını esneterek kullanması gereken aktif zaman dilimini böylesine “yersiz” bir olaya harcıyor oluşu. “Alman disiplini” ve bunun gibi basma kalıplarla büyümüş bir topluluğa, bir Alman’ın dersi yarıda keserek kutlama yapmayı önerdiğine inandırmak imkansıza yakın bir durum. Oysaki gerçekler, ön yargılarımızdan çok daha farklı. Almanlar için sıklıkla yapılan o “ulvi” güzellemelerin ne kadar parlatılmış cümlelerden ibaret olduğunu gelecek yazılarımda çeşitli konulardan örnekler ile anlatacağım. Şimdi konumuza geri dönelim.

Sadece bu ders değil; yaklaşık 1 haftadır ben ve arkadaşımın girdiği hemen hemen tüm derslerde, profesörün de dile getirdiği gibi insanlarda psikolojik olarak gerçekten tatil dönemine giriş belirtileri bulunuyordu. Bu rahatlığın ve mutluluğun dini bir kutlama temeline dayanıp dayanmadığına dair daha kesin bir fikre sahip olmak için profesöre, saçma sapan hatta kimine göre cahilce gelebilecek düzeyde şu turistik soruyu sordum;

+ Christmas’ta tam olarak kutladığınız şey nedir? Dini bir sebeple mi bu dönemi kutluyorsunuz?

Profesör; “Gerçekten Christmas ile ilgili hiç bir fikrin yok mu?” diye sorduktan sonra sınıfa seslendi;

– Çocuklar! Burada Christmas’ı neden kutladığımızı bilmeyen biri var! Haydi biriniz ona anlatsın!

Kimsenin bana Christmas’ı anlatma eğilimi olmadığı gibi, alaycı bir tavırla yaklaşıp kahkahalar atarak hayatlarına devam ettiler. Ne eğlence ama! Kasıtlı bir şekilde kendimi -onlara göre- rezil ediyordum ve bunun, aslında bana ne kadar keyif verdiği hakkında hiç bir fikirleri yoktu.

Bana karşı sergiledikleri bireysel ve toplumsal davranış, aslında bir toplumun; kendileri gibi olmayan, farklı kültüre mensup bir bireye ne kadar sağduyu ve anlayışlı olabilecekleri hakkında fikir sahibi olmama yardımcı oluyordu. Christmas’ı neden kutladıklarını gerçek anlamda merak ediyor olsam, konu ile ilgili onlarca makale ve tarihsel dökümanı dakikalar içerisinde bulabilirdim. Benim asıl merak ettiğim; kendilerine göre son derece kutsal ve özel olduğu iddia edilen bir sürecin, konu ile ilgili hiç bir bilgisi ve fikri olmayan birine nasıl anlatacaklarıydı. Nitekim bu tavır ve sonrasında Amerikalı bir öğrencinin şu ifadeleri konu ile ilgili daha net bir sonuca ulaşmamı sağladı;

Evet, teoride Christmas ve Hz. İsa’nın doğumunu kutluyoruz ama bu kutlama, aslında uzun yıllardır dini bir amaçla yapılmıyor. Bu bayram; günümüzde tüm Hristiyanlar için, dinleneceğimiz ve ailemiz ile vakit geçireceğimiz uzun bir tatil olarak görülüyor. Dürüst olmak gerekirse Christmas, tamamen ticari bir amaç taşıyan özel günlere dönüştü. Süpermarketler, mağazalar ve alışveriş yapabileceğimiz tüm dükkanlar bu konuyu kullanarak insanların daha çok para harcamasını ve daha çok tüketmesini istiyor. İnsanlar da bu uzun tatil dönemini en iyi şekilde geçirmek istiyor ve iyi hazırlıklar yapıyorlar. Yani kutlama ve hazırlıklar dini bir gerekçeyle değil, tamamen insanların tatil ve eğlence isteğinden kaynaklanıyor.

Bu konuşmanın yanı sıra, noel kutlamanın en önemli unsurlarından biri olarak bilinen çam ağacı süsleme ritüelinin kökenine de bir göz atmak gerekiyor. Sanılanın aksine, çam ağacı süsleme geleneğinin kökleri Hristiyan tarihinden gelmiyor. Doğanın kutsallığı ve üstünlüğüne olan inancı benimseyen Paganizm’in temeline dayanan bu alışkanlık, aslında ağaçların saygı gösterilmesi gereken canlılar olduğu ve onların ölümsüzlüğü sembolize ettiğini vurgulamak amacıyla gerçekleştirilirdi.

Bunun yanı sıra, günümüzde saygı duruşundan tahtaya vurmaya, gidenin arkasından su dökmekten ağaç dallarına çaput bağlamaya kadar pek çok geleneğin çıkış noktası bu inanca dayanıyor. Hal böyle olunca hiç bir tereddüdü olmadan dilek ağacı adı verilen ağaçlarda dilek dileyip eşarp bağlayan, Nevruz’un gelişini kutlayan ( bu da bir Pagan geleneği.) hatta nazar değmesin diye tahtaya vurmayı alışkanlık haline getiren Müslüman bir toplumun, söz konusu çam ağacı süslemek olduğunda böylesine tepki göstermesi aslında bir coğrafyanın, bir çok yönden batı toplumuna göre neden geri kaldığını da açıklıyor. Ön yargı ve kalıplara sıkıştırılarak bilmeden, sorgulamadan, araştırmadan yapılan her davranış; bir uygarlığın gelişimi konusunda ciddi zaman kayıplarına neden olduğu gibi kutuplaşmaya, ötekileştirmeye, nefret ve kinin artmasına da zemin hazırlıyor.

Sony Center yeni yıla böyle hazırlandı.

Potsdamer Platz’da yer alan Sony Center’da, ışıklarla oluşturulan yeni yıl süslemesi.

Bizler, noel kutlaması yapıp yapmadığımızı tartışırken, aslında onlar bizim düşündüğümüz anlamda noeli bile kutlamıyor. Sevdikleri ile vakit geçirmenin, aynı çatı altında paylaşılan sıcak bir ortamın değerini bilmenin ve bir arada yaşamanın önemini bir gelenek halinde nesilden nesle aktarıyorlar. Bunu yapabilmek için bulabildikleri en geniş zaman olan Christmas bayramı, bu şekilde özenli hazırlıklar yaparak değerlendiriliyor. Aile ve kültür yapımızın uğradığı deformasyonun birincil sebebi olarak gösterilen batı toplumunun; ailelerine, sevdiklerine ve böylesine özel günlere ne kadar değer verdiği konusunda nedense kimse bir değerlendirme yapmıyor. Manevi anlamda güzellik barındıran her şeyi kötüleyip, kin ve nefretle yaklaşan kesimi içimizden uzaklaştırmadan ve öz eleştiri yapmadan, çağdaş bir uygarlığa sahip olmak mümkün değil. Farklı coğrafyaların tüm güzelliklerini ön yargısız bir şekilde keşfetmek ve tatbik etmemiz gerekiyor. En azından çocuklarımıza daha iyi bir toplum ve daha gelişmiş bir insanlık bırakabilmek için…

(Devam edecek…)

Bunu çevrenizle paylaşmak ister misiniz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginç ve yeni ne var? İlk siz öğrenin!