Kimi zaman YouTube, Twitter ya da Facebook‘ta gördüğünüz, sevimli hareketlerini arkadaşlarınızla paylaştığınız veya fırsatını bulduğunuzda fotoğrafını çektiğiniz küçük, tatlı inek yavrularını hatırladınız mı? Ne kadar güzeller değil mi? Peki onların o tatlı ve masum hallerini izlerken, büyüyüp güzel bir dana olduklarında mideye indirdiğiniz canlılar haline geldiklerini hiç aklınıza getirdiniz mi? Ya da şöyle söyleyeyim; dünyaya gözlerini endüstriyel et üretim tesisinde açan bir yavruyu güzel bir geleceğin beklediğini kim söyleyebilir? Ne acı! Aslında bu noktada dikkat çekmek istediğim şey, canlıların besin zincirinin bir parçası olması değil, insanoğlu’nun neden yıllardır kendi çocukları ve geleceğine şirin bir “buzağı” muammelesi yaptığı.
insan bir buzağı mıdır?

Düşünebilen ve bu doğrultuda davranış farklılığı gösterebilen bir tür olan insanoğlu, özellikle son yıllarda neden belirli kalıplar içinde sıkışmış durumda?

İnsan, Neden Kısıtlı Bir Sistem İçerisinde Hareket Eden Bir Organizmaya Dönüştü?

Yaşam döngüsü adı verilen kavram, tüm canlılar için dünya var olduğu sürece devam edecek. Insanlar da bu döngü dahilinde doğacak, keşfedecek, büyüyecek, olgunlaşacak ve ölecek. Bu süreç içerisinde kendi yavrularını dünyaya getirecek ve onların büyümesine hem rehberlik hem de şahitlik ederek bu döngüye katkıda bulunacak. Doğum ve ölüm gibi iki kaçınılmaz çizgi arasında insanı diğer canlılardan farklı kılan şey ise, hayatta kaldığı süre boyunca kendi populasyonunu ileriye taşıyabilmesi ve ait olduğu sürece değer katabilmesi. İnsan, soyunu devam ettirebilmek gibi içgüdüsel bir gayenin yanında, bu devamlılığın daha iyi ve uygar koşullarda sağlayabilmesinden de sorumludur. Peki kendini sürekli tekrar eden bir sistem içerisinde, yenilik ve farklılıktan uzak bir şekilde ömrünü mahkum eden bir varlık, kendi soyunun devamlılığını iyi koşullar altında nasıl sürdürebilir?

Peki Ya Gerçek Anlamda Anne ve Baba Olmak?

Özellikle yeni nesilin hızlı bir şekilde evlenip erken yaşta evlat sahibi olma arzusu da tartışılmaya değer bir konu. Özellikle ülkemizde içinde bulunduğumuz koşulların günden güne ağırlaştığı bir dönemde; bir ebeveyn adayı olarak, bugün ve gelecek için gerekli yükümlülüklere gerçekten sahip miyiz? Anne veya baba olmak, yalnızca çocuğuna sıcak bir yuva verebilmek, acıkan karnını belirli zamanlarda doyurabilmek midir? Yavrusu beşiğinde uzanırken çekilen fotoğraflarlarla düşman çatlatıp sevenlerinden bir “maşallah”  almak ve her bebeğin yaptığı yüzlerce sıradan hareketi ölümsüzleştirerek dev bir anı çöplüğü oluşturmak mıdır? “Ben evladımın eğitimi ve geleceği için en iyisini isterim.” deyip, çocuğun istek, ihtiyaç ve yetenekleri doğrultusunda özgürce eğitim almasına gücü yetmeyip, sokak başındaki okullarda içi çürüyen öğretmenlerin yetersiz müfredatları anlattığı kitaplara mecbur bırakmak mıdır? Evladının düşünce, tercih ve fikirlerini hiçe sayıp, kendi ideolojik yapısıyla büyümeye zorlamak mıdır? Kısacası anne veya baba olmak, dünyaya bir can getirmek mi, yoksa kişisel zevk ve egolar uğruna dünyaya getirilen bir canın “canına okumak” mıdır?

Anne ve baba olmak tam anlamıyla nedir?

Anne ya da baba olmak, yalnızca çocuğun temel gereksinimlerini karşılayabilmek midir?

Elbette dünyaya kendi kanından bir evlat getirmek Allah’ın bizlere bahşettiği en yüce olaylardan biri. Ancak yukarıda bahsettiğim konularla ilgili hiç bir fikriniz yoksa ve bir can dünyaya getirmeyi sadece “dünyaya getirmek” olarak düşünüyorsanız kusura bakmayın; siz, ailenize ya da bir uygarlığa katkıda bulunacak bir birey değil, et üretim tesisinde kesileceği çok önceden belli olan bir buzağı yetiştireceksiniz demektir. Ve daha da kötüsü üzgünüm, siz de yaşam ile ilgili hiç bir bilgiye sahip olamadan adım adım kesimhaneye götürülüyorsunuz. Haberiniz olsun.
Bunu çevrenizle paylaşmak ister misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginç ve yeni ne var? İlk siz öğrenin!